yanlışsam söylePaTRoNiCHe Nickli Üyeden Alıntı
![]()
![]()
yanlışsam söylePaTRoNiCHe Nickli Üyeden Alıntı
![]()
![]()
yıllardır çözümlenememiş bi konu üzerinde tartışıyoruz aslında...
aşk başka birşey yaa... eğer ki senin açından gerçekten aşksa, gerçekten sevgiyse aradan ne kadar zaman geçsede gülümseyerek hatırladığın yaşanmış anılarından ibarettir...
sevgi bi yere kadar götürür ilişkiyi, gurur günü gelince ele alır ipleri ne olduğunu bilmediğin bi anda sevdiğin insandan ayrılmış olursun.. başlarda anlamazsın ne olduğunu ama dokunacak bi ten bulamadığında anlarsın yokluğunu...
aşkta önemli olan doğru insanı bulmak. hem sevip hem nefret ediyorsan, sevgiyle gurur ikilisi arasında çelişkide kalıyorsan zorlama.. yanlış kalbin kapılarını zorluyorsun...
Doğru tespitlerde bulunuyorsun dalgasına demedimTєяяöя Nickli Üyeden Alıntı
![]()
ama kimse çözemez bu aşk denen varlığı neyse yada ...
EceHer ilişkide gurur oluyor olmasıda gerekior dimi
her ilişki bir gün ayrılığı tadıcak sonu mutlulukla bitsede o ayrılma duygusu yaşanıcaktır
![]()
.....Sen Farkında Değilsin.....
ece hanımda üstün tecrübelerini döktürmüşçözülcek bişi yok akışına bırakmak lazım bu olacak kaçarı yok
![]()
tecrübeyle olucak bişey değil ömer beyönemli olan mantıkla hükmetmek
![]()

mantıkla hükmettiğin aşk olmaz ki :/
Saklı Düşlerim...
İki dirhem bir çekirdek hazırdı yüreğim,
yüreğine misafir gelmeye !
En kırmızısından kuşanmıştı aşk'ı ..
Aşk ki dünyanın en uzun üç harfli kelimesiydi bildiğim bütün dillerde !
Bir sen diye başlasam mesela anlatmaya,
hiç konmayacak bir son nokta kalacaktı ellerimde,
ömürlük ..
Sevmek gibi yani seni !
Bile bile ..
Yetmeyecek bir ömür seni sevmeye iç çekişiyle üstelik ..
eY aŞK..
Ferhat’ın yoluna çıkan dağın adı unutuldu. Şirin’i hapseden zindanların duvarları çoktan toz oldu. Ferhat’ın Şirin’e aşkı dillerin ucunda sımsıcak konuşuyor, kalplerin taraçalarında terütaze nefes alıp veriyor. Dağ yıkıldı, duvarlar unutuldu, araya girip ayıranların isimleri anılmadı; ancak Ferhat’ın kalbinde olan, Şirin’in ruhunda gezinen aşk dağ gibi dimdik ayakta duruyor, yamaçlarını süsleyen pınarlardan nice dudak hâlâ daha ab-ı hayat içiyor...
Ağlama ey aşk, ağlama ki, Leylâ’yı Mecnûn’a uzak eyleyen çöl kaç kere kurudu, kumlarını kaç rüzgârın hoyrat eteklerinde savurdu ama Leylâ’nın gözyaşları hâlâ daha aşıkların yanağını yıkıyor, Mecnûn’un deliliği her gece aşıkların aklını başına getiriyor. Çöl kaybetti ey Leylâm; senin adın kaldı. Aşkı hor görenlerin adı çöllerin kumları gibi kimliksiz kaldı ama Mecnûn’un hatırı hep kaldı.
Yûsuf ile Züleyhâ’dan geriye ne kaldı ey aşk? Mısır sultanının adı hiçbir şiire sızmadı. Yûsuf’u satanların esâmesi okunmuyor, Yûsuf’a canını veren Züleyhâ, bak nasıl da hayretle anılıyor. Üzülme ey aşk, üzülme, yüzünü yıkayan gözyaşların nice Yâkub’un gözlerini açmaya ayarlı. Sultan kaybetti, kuyu kaybetti, zindan kaybetti, Yûsuf kazandı, Züleyhâ kâr eyledi.
Zavallı Züleyhâ...Senin için ne müşkiller yaşadı ey aşk. Yûsuf’a sarmaşıklanan yüreğine söz geçiremedi senin yüzünden. Bir Mısırlı Züleyhâ varmış desinler diye yapmadı bunu elbet. Senin için yaptı, aşk için yaptı. Arada haram vardı ey aşk. Sen ona helali götüremedin. Ona nasip olmadı Yûsuf. Onun sevdası mahşere kaldı.
Sen eskisin ey aşk. Çok eskisin. Eskicilerin alıp satamadığı kadar yeni, insanlık tarihi kadar eskisin. Her yerde, her yürekte farklı bir elbiseyle çıkıyorsun karşımıza. Ama hep aynısın. Senin adını kim koymuş bilmiyorum. Ama her yerde hazır bekliyorsun. Ve aslında yenisin, yepyenisin. Bu kadar yeni olmasan, bu kadar dolaşık olur muydu ayaklarımız senin yolunda. Kimse aşkın ustası olamadı, kimse seni kuşatamadı. Kimse tedirginliğini bırakamadı senin yanında, kimse kalbini sakin kılamadı kucağında. Hep acemi hep acemi olduk yolunda.
Sen aşksın...Sen hem hayal, hem gerçeksin. Hem ırak, hem yakınsın. Bazan güneş kadar yakıcı, bazan sularca serinsin. Bizi yücelten büyütensin. Sen ateşsin...Sen her şeyi arıtır, temizlersin. Sen suların bile susadığı susun; hiç bitmez serinliksin, hiç bilinmez derinliksin.
Çünkü sen bize ta ötelerden armağansın. Sen güzelsin, sen Tanrı misafirisin kalbimizin kapılarında. Seninle yıkanmayan gönüller paslı, seninle tanışan yürekler yaslı ey aşk. Tüm cefana rağmen seni gönüllerin efendisi bildik. Bin türlü yüzünü bin türlü sevdik.
En güzel şarkılar senin için söylüyor ey aşk...Senin için geldi bahar.. Nisan yağmurları senin için yağıyor şemsiye şemsiye...Nevruz çiçeği senin için el verdi çiğdeme. Aşıklar senin için baharı bekliyor. Yaseminler, ıtırlar, yaban gülleri senin için desteleniyor ...
Sen aşksın...
Anlamını bilemeyip önümüze kattığımız... Ama çok ucuzladın artık. Kurşuni binaların kasveti altında görünmez oldun. Ne Mecnûn’u kaldı dünyanın ne de Leylâ’sı. Öksüz kaldın... Yetim kaldın... Saltanatın bitti.
Sen aşksın ya; tüm dünya sana kurulu sanırdım. Oysa ayarlar bozulmuş. İbre yalan yanlış işliyor. Yalancıktan açılan kapılarda kalıyorsun. Görünmez bir cadı, olmadık büyüsüyle seni kolluyor.
Sil gözünün yaşlarını ey aşk, sil ki, onların isimleri ayrık otlarına konulacak; seninki de benimki de aşığınki de güllerin kokusunda her daim koklanacak!
Demek artık gidiyorsun. İnsanlara veda etmeden sessizce... Sana kör olmuş, sana sağır olmuş, sana lâl olmuş gönüllerden çekiliyorsun, seni unutmuş zihinlerden kaçıyorsun. Haklısın. Seni haraç mezat pazarlarda ucuza sattık ey aşk. Yûsuf’u kuyuya atar gibi. Meze yaptık seni düşkünlüklerimize. Ferhat’ı dağın ardında unutur gibi. Aşk haritaları çizemedik kalbimize. Mecnûn ile Leylâ arasında çöller yayar gibi. Sınırlarımızı oluşturamadık. Seni kalbimizin en mutena yerine koyamadık. Kerem’i Aslı’ndan koparır gibi.
Aşksızların dünyasında yalnız kaldın ey aşk... Seni kaldıracak, sana kanacak bir dünya var mı dersin? Giderken bize bir esinti bırak da öyle git. Kanayan ruhumuza belki merhem olursun. Mecnûn’un çölünden, Ferhat’ın dağından, Kerem’in külünden ne varsa al götür ey aşk. Ta ki bu hasret biz aşksızların, aşkı unutmuşların yüreğini tutuştursun.
Biz insanları, hayatın kalbine çeken güç sensin. Dağları deldiren sen, çölleri geçiren sen, dağları ovaları aşıran yine sen. Rabb’imizin ruhumuza üfürdüğü musikisin. Ruhumuz seninle buldu ahengini. Bilemedik. Anlayamadık. Bizi affet ey aşk... Öyle kaybettik seni ki kaybettiğimizi bile bilemedik. Affet bizi ey aşk...
tavsiye ederim çok güzel bir yazı
AŞK...!!!
“Sevgilinin hasretiyle yanarken, onu gizli gizli seyretmektir AŞK(Hz. Vahsi gibi)”“ Sevgiliyi tehlikeden korurken, yılan soktuğunda dahi sırf rahat olsun Nebi diye ‘ah’ bile dememektir AŞK
... (Hz. Ebubekir gibi)”
“Sevgiliden ayrılınca her ezanda Muhammedin Resulullah diyememek, diz çöküp ağlamaktır AŞK
(Hz. Bilal gibi)”
“Saygıdan sevgilinin yüzüne bakamamak ‘Anam babam sana feda olsun Ya Resulullah’ diyebilmektir AŞK
(Sahabe-i kiram gibi”)
https://www.facebook.com/askiyarenn
Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)